Translate

Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Sherlock 3. Sezon

Sir Arthur Conan Doyle'un, Sherlock Holmes hikayelerinden uyarlanan Sherlock'un 3. Sezonu; The Empty Hearse (31 Ekim), The Sign of Three (7 Kasım) ve His Last Vow (14 Kasım) olmak üzere -her zaman olduğu gibi- üç bölüm şeklinde yayınlanacak. Türkiye için yayın tarihi hakkında net bir bilgi yok ama internetin ve emektarlarının bizi fazla bekletmeyeceğini düşünüyorum.


19 Mayıs 2013 Pazar

Hannibal (2013- )


Hannibal'in yaratıcısı ve yazarı Thomas Harris'in romanlarından uyarlanan kaliteli görünen bir Amerikan yapımı. 

Will Graham (Hugh Dancy)

 FBI ile çalışan özel ajan Will Graham, başarılı bir profil çıkarma  uzmanıdır, aynı zamanda akademi öğretmenidir. Onu farklı kılan ise "empati" yeteneği, suçlu ile kendini tamamen özdeşleştirir fakat bu yetenek onu tüketmektedir. Psikolojik sorunları nedeniyle gerçek bir FBI ajanı olamamış, onun yerine FBI'in danıştığı uzman olmuştur. 

Hannibal Lecter (Mads Mikkelsen) 

 Kanibalist seri katil dr. Hannibal Lecter, Will Graham'ın doktoru ve ortağıdır. Dizi de seri katil olduğu -henüz- bilinmez. Zeki psikiyatrist dr. Hannibal ara ara çıkarımlarda bulunur. Dizi boyunca da kurduğu yemek masalarıyla ağız sulandırır. Sofrasını paylaştığı insanlara da kurbanlarını yedirmekten çekinmez.

 Anthony Hopkins'in üzerine yapışan Hannibal karakteri,  Mads Mikkelsen üzerine de oturmuş gibi. Dizi de Hannibal'in zekası daha çok ön plana taşınmış, filmlerde gördüğümüz "canavar" tarafı ise arka plan da kalmıştır ve bu Hannibal'i daha da ürpertici hale getirmiştir.

IMDb: 8.4




27 Aralık 2012 Perşembe

The Adventures of Sherlock Holmes!

Önerilir!

1984 Yılında başlayan ve 1985'de sonlanan İngiliz yapımı televizyon serisi. Jeremy Brett'in muhteşem Sherlock Holmes performansı ve David Burke'ın Dr. John Watson'u canlandırdığı, orjinale sadık kalan İngiliz aksanı dolu dizi.


IMDb: 8.9

1. Sezon
A Scandal in Bohemia
The Dancing Men
The Naval Treaty
The Solitary Cyclist
The Crooked Man
The Speckled Band
The Blue Carbuncle

2. Sezon
The Copper Beeches
The Greek Interpreter
The Norwood Builder
The Resident Patient
The Red Headed League
The Final Problem

1 Aralık 2012 Cumartesi

The Machinist/ Makinist (2004)


 Trevor Reznik adlı bir makine operatörü, uykusuzluk çekmekte ve kilo kaybetmektedir. Yavaş yavaş akli dengesini de kaybetmeye başlayan Trevor, çalıştığı fabrikada neden olduğu bir kaza sonucu çalışma arkadaşlarından birinin kolunu kaybetmesi ve işinden ayrılmak zorunda kalması yüzünden bütün çalışma arkadaşları tarafından suçlandığını kabullenir. Ortada büyük bir oyun dönüyordur, herkes Trevor'ın yüzüne gülüp içten içe ona bir öfke beslemekte hatta intikam peşindedir. Trevor’ın suçluluk duygusu zamanla şüpheye dönüşmekte hatta paranoyaklık derecesine gelir. Trevor işinde yaşadığı karmaşa özel hayatına karışır; evinde bulduğu gizemli notlar, kime ait olduğu bilinmeyen bir araba, kimsenin tanımadığı bir adam... Tüm bunlar, Trevor’ı delirtmek için kurulmuş bir planın parçaları mı? Yoksa her şeyin sebebi aşırı uykusuzluktan kaynaklı yorgunluk mu? Gerçeği arayan Trevor’ın hayatı araştırdıkça daha büyük  bir bilinmezliğe dönmekte ve bütün tanıdıklarını bir bir kaybetmektedir...

Bale'nin performansına rağmen senaryosundaki gizemi ve sonucu yetersiz, zihnimde sınırda kalmış bir filmdir.

IMDb: 7.8

7 Kasım 2012 Çarşamba

Dünya'nın İlk Filmi ve İlk Komedi Filmi

28 Aralık 1895'de gerçekleşen ilk film gösteriminde, gösterilen Lumiere Kardeşlerin çekmiş olduğu iki kısa film; Trenin Gara Girişi ve ilk komedi filmi olarak kabul edilen Kendini Sulayan Bahçıvan

Trenin Gara Girişi (1895)

Kendini Sulayan Bahçıvan (1895)

19 Ekim 2012 Cuma

Arrow


Spoiler çıkabilir!

Bazı kahramanların yaşadıkları hep bir trajedi, çöküş vardır. Ne kadar zengin olurlarsa olsun bu çöküşle başa çıkmaları vakit alır, para dışındaki bazı gerçekleri görmeye başlarlar. Bunun anlamı onlar için yeniden doğuştur. Kendi kimliği dışında kendisine adalet bekçisi yeni bir kimlik yaratır ve kendilerini kahraman olarak görmezler. Bruce Wayne(Batman) ve Tony Stark(Iron Man)'ın hikayelerini az çok biliyoruz, şimdi sıra Oliver Queen(Green Arrow)'e geldi.

Modern Robin Hood ile karşı karşıyayız bu sefer. DC Comics'in Green Arrow (Yeşil Ok) karakteri bu kez baş karakterdir. Parasıyla ense yapmak yerine adaleti sağlamaya çalışan bir karakter olan Yeşil Ok yani Oliver Queen, 5 yıl Kuzey Çin denizinde bir ada da yaşamak zorunda kalır. Ailesi, kendisinin ve babasının öldüğü  kararına varmıştır bu süre içinde. Fakat yanılıyorlardır, babası ölmüş ancak Oliver kurtulmuştur. 5 Yıl aradan sonra Oliver'ın modern yaşama geri dönüşü ailesi dahil herkesi şaşkına çevirmiş, bütün basının ilgisini çekmiştir. Ancak Oliver yaşadıkları yüzünden kendisine gelememiş, artık eskisi gibi olamayacağı farkına varmıştır. Ada da yaşadıkları ise büyük bir gizemdir, fakat tek gizem bu değildir Oliver'ın sakladığı sırlar gibi annesininde sakladığı sırlar vardır.


Oliver, polise kukuletalı adam hikayesini uydurarak, diğer kimliği Yeşil Ok'u yaratır. Artık kızlar yerine adaletin peşinde koşacak, babasının isteğini yerine getirecektir. Yanında getirdiği babasına ait olan defterde yasadışı işler yürüten iş adamlarını teker teker avlamaya başlayacaktır. Dizide Yeşil Ok'un adalet işleyişini izlerken bir yandan da Oliver'in aile bağlarındaki zayıflığını ve Oliver'ı 5 yıl ada da yaşamaya zorlayan yat kazasının, aslında pek de kaza olmadığını görürüz.

IMDb: 8.6

Perception


Sıradışı danışmanların bir yenisi de Daniel Pierce. Nöropsikiyatri alanında uzman olan ve bir üniversitede eğitim veren Daniel bir şizofreni hastasıdır, aynı zamanda zeka olarak diğer insanlardan farklıdır. Eski öğrencisi FBI ajanı Kate Moretti'ye davaları çözmesi için yardım eder. Günlük hayatındaki yardımcısı Max Lewicki tarafından gördüğü insanların gerçek mi yoksa halüsinasyon mu olduklarını anlar ve günlük programına uymaya çalışır. Boş zamanlarında klasik müzik dinleyerek ve sudoku çözerek rahatlar.



Dizi, Daniel'in günlük yaşantısı dışında, zevk alarak yaptığı FBI'daki danışmanlık işini konu edinir. Daniel davaları gördüğü hayali arkadaşlarının yardımıyla çözer. Hatta dava hakkındaki ilginç teorileri yüzünden Moretti hariç kimse ona inanmaz. Lewicki ise Pierce'in programının dışına çıkması gerekçesiyle FBI ile çalışmasına pek sıcak bakmaz. FBI'dakiler tarafından da -özellikle Moretti'nin ortağı başta olmak üzere- pek sevilmez.

Perception, ilk başlarda çerez niyetine izlediğim ama daha iyi bir dizi olma potansiyeli gördüğüm ortalama bir diziydi, karakter farklıydı, bulmacaların bazıları ilginçti, göze çarpan zayıf halka ise senaryoydu. 7. ya da 8. bölümde ise dizi kendini aşarak mükemmel bir dizi olma yoluna girdi özellikle 9. ve 10. bölümüyle. İlk sezonu 10 bölümlük olan Perception, umarım 13 bölümlük 2. sezonunda güçlü bir senaryoyla devam eder.


IMDb: 7.4

Hunted


Dizinin baş karakteri Byzantium adlı özel bir istihbarat örgütüne çalışan Samantha(Sam) Hunter olan BBC ve Cinemax ortak yapımı bir casusluk dizisi Hunted.

Sam, kendisine yönelik uygulanan bir suikast girişiminden yaralı olarak kurtulmuştur. 1 Yıldır ortalıkta olmayan Sam istihbarata geri döner fakat amacı biraz farklıdır. Kendisine uygulanan suikast girişimini kendi örgütünden birinin yaptığından şüphelenir. Aynı zamanda istihbarat içlerinde bir köstebek olduğuna dair alarmdadır, kendisi dahil herkes şüphelidir. İşe döndükten sonra ise ilk görevi gerçek kimliğini gizleyerek çocuk bakıcısı olarak bir evde yaşamak olan Sam bir yandan görevini yapmaya çalışırken bir yandan da kendisini kimin öldürmeye çalıştığını öğrenmeye çabalar. İşler derinleştikçe karmaşıklaşır, Sam kime güvenip güvenmeyeceğini bilemez. Olaylar gelişirken Sam'in kendi çocukluğunu kısmen hatırladığını ve bakıcılık yaptığı Eddie ile aralarındaki bağı görürüz.

Senaryo belki biraz ağır olsa da, senaryonun yanında geçişler ve diğer görsel detaylar ilgi çekici öte yandan jeneriği ve özellikle müzikleri beğenmedim.

IMDb: 7.1

27 Eylül 2012 Perşembe

Değeri Bilinmemiş Başyapıt

Unbreakable/ Ölümsüz (2000)

"Gerçek hayat, onun için çizilmiş küçük kutucuklara sığmaz."

Başrolü Samuel L. Jackson ve Bruce Willis'in paylaştığı Unbreakable değerinin bilinmemesinin sebebi belkide çizgi romanlara ön yargıyla bakılmasıdır. O kadar ütopik görünür ki insanlara, çizgi roman okuyucusu anca "küçük çocuklar" olur. Oysaki çizgi romanlar küçük yaratıklar okusun da oyalansınlar diye üretilmez. Filmde de "4 yaşındaki çocuğuna bir çizim satın almaya çalışan 'iyi' babayla" açık bir şekilde bu ön yargıya göndermede bulunulmuş. 

 Her çizgi romanda olduğu gibi iyi ya da kötü olan bir karakter var. Biri OI (Osteogenesis Imperfecta/ Cam kemik hastalığı) denen kemiklerin aşırı hassaslaştıran neredeyse en ufak darbede kırılmasını sağlayan genetik bir hastalığa sahip olan Elijah Price'dir. Tabii bu hastalığın dereceleri de mevcuttur ve karakter en hafif dereceye sahiptir. Diğeri ise iyi bir  futbolcu olmasına rağmen aşkı uğruna Amerikan futbol hayatını bırakıp güvenlik görevlisi olan David Dunn'dır. 

Senaryo da boşluklar olmasına rağmen güzel bir hikayeye sahip Unbreakable birçok yapım gibi değeri bilinmemiş bir film...

Yönetmen/ Senaryo: M. Night Shyamalan
IMDb: 7.2

16 Eylül 2012 Pazar

Elementary: İlk İzlenimler!


Spoiler olabilir!

Bölümün ilk dakikalarında “sıkıldım” repliğini duymak, akıllara hemen BBC’nin Sherlock dizisini getiriyor. Bu bir nefret mi yoksa bir selam mı? Bilemedim. Watson karakterinin kadın olması ve geçmişinin değiştirilmesi yetmezmiş gibi, Holmes’un başına Watson’un bağımlılık danışmanı olarak dikilmesi ve Sherlock Holmes’un “... atılırmışım” replikleriyle baba parası yiyen biri gibi gösterilmesi beni şaşırttı. Sherlock Holmes’un, Doktor Joan Watson çıkarımlarında da arkadaş olabilmek uğruna alttan alması saçmalıktı. Bu ikilinin tanışması böyle miydi? Alakası yok. Holmes arkadaş edinmeye meraklı mıydı? Hayır ama diziye göre öyleymiş. Watson’un, Holmes’un zekasına çıkışabilen bir kadın olmasıysa Sherlock Holmes’un kadınlar hakkındaki sözlerini okunmasının bir eseri sanırım, tabii dizide Holmes’un zekası bulunuyorsa... Watson ve Holmes’un ilişkisini görünce Irene Adler karakterinin olmayacağını düşündüm, taa ki dizinin sonlarına doğru Watson’un “SH’nin Londra’yı bir kadın yüzünden terk ettiği” çıkarımına kadar. Yine basit bir aşk olayına bağlanmış ama...


 Sherlock Holmes’un zekasını göremedim çıkarımlarda. Watson hakkında yaptığı çıkarımlarda bir an için ümitlenmiştim fakat olmadı. Cinayet yerindeki çıkarımlarda komikti, New York polisi bu kadar mı ahmak? Gizli odayla biraz heyecan katmaya çalışmışlar ama yine becerememişler. Zaten bölüm olarak bakarsak, konuya hep bir heyecan katmaya çalışmışlar ama başarılı olmamış. Hani kadının kocası katil değildi? Holmes’a tükürdüğünü yalatmak olmuş bu. Watson bir kadınla konuşup SH’nin elde edemediği ismi alması üzerine Holmes’un “biliyordum” demesi yine Sherlock dizisinde 1. Bölümün sonunda SH’nin Watson’a “geleceğini biliyordum” demesini anımsattı bana. Bir de bölüm sonuna takıldım, oyun üzerinde çıkarım yapamaz ki, senaristler uçmuş. Yoksa mümkün mü?

Genel olarak bakarsak Amerikan’ın kibriyle oluşturulan Elementary, Sherlock Holmes olarak değil de bir polisiye olarak fena olmamış. Ama Sherlock Holmes yaratmakta ısrar eden Elementary’nin yaratıcıları gerçekten yaratıcı olmadıklarını pilot bölümle gösterdiler. Kitapları okumak yerine Sherlock izlenerek yazılmış gibi. Bakalım ilerleyen bölümlerde karakterleri kurtaramasalar bile davaları kurtarabilecekler mi?!

11 Haziran 2012 Pazartesi

The Grey/ Gri Kurt (2012)


"Bir kez daha mücadelenin içine... İyilik uğruna yapıldığını bildiğim son savaşa. Bir gün yaşarsın, ya da ölürsün... Bir gün yaşarsın, ya da ölürsün..."

 Alaska'da petrol sondajında çalışan ekipleri kurtlardan koruyan Ottway, bindikleri uçağın çakılması sonucu kurtarla dolu ıssız bir bölgede mahsur kalır. Kazadan sağ kurtulanların, engin kurt bilgisiyle Ottway liderleri olur. Mahsur kaldıkları ıssız ve soğuk bölgeden kurtulmaya çalışırlar. Kendini petrol şirketinin tuttuğu bir kiralık katil olarak tanımlayan Ottway, intiharın eşiğine gelmiş bir adamdır. Zamanında babasının yazdığı dörtlüğü de dilinden düşürmemektedir. Film kurtların ne kadar zeki olduğuna dikkat çekmiştir. Filmi "aman hepsi ölüyor işte" zihniyetiyle izlemek aptalca olduğundan, asıl hayal kırıklığı filmin sonu oluyor, "cevapsız kalan bir son ne kadar tatmin edebilir?" derken bitiş jeneriğinden sonra kısa bir sahneyle son mücadelenin nasıl sonuçladığı cevabını alabiliyoruz. Ancak yine de filmde cevapsız kalmış birçok nokta bulunması uygun olmamış...

Tür: Aksiyon, Dram, Macera, Gerilim
IMDb: 7.0

8 Haziran 2012 Cuma

"Hayatta köprüyü geçtiğinizi hissettiğiniz bazı anlar vardır. Peki ama daha ne kadar ileri gidilebilir?"


Limitless/ Limit Yok 2011- ABD yapımı, Neil Burger yönetmenliğinde kara mizah içeren bir filmdir. Eddie Morra, başarısız bir yazardır. Yazdığı yazılar her zaman geri çevrilmiş ve basılmamıştır. Sevgilisi onu terk etmiş, yaratıcılığı durmuş ve parası bitmiştir. Eddie bir gün dışarıda, eski kayın biraderiyle karşılaşır, kayın biraderi Eddie'nin dibe vurduğunu öğrenince ona bir hap hediye eder. Bu hap beynin %100'ünü kullanılmasını sağlar. Eddie bu hapı ilk  başta kabul etmese de çaresizliğinden hapı yutar. Ev sahibiyle karşılaştığında bir anda hapın etkisiyle Sherlock Holmes gibi her ayrıntıyı görür ve çıkarımlar yapar. Zamanla hap ile giderek başarı kazanmaya başlar, sevgilisi bile ona geri döner(paranın gözü kör olsun). Her şey güzel giderken para ve şan  şöhrete doymayan Eddie'nin işleri zamanla tuhaflaşır, hapın müptelalarının sonunun iyi olmadığını öğrenir. Sadece Eddie de son haplar vardır. Kısa bir süreç içinde hap bağımlıları Eddie'nin elindeki hapların peşinden koşar, Eddie elindeki haplar için mücadele eder... Gel zaman, git zaman Eddie kendi şirketinin başına gelir(bu adam yazardı, niye iş adamı olduysa), hapları çoğaltır ve hataları düzeltir. "Tanrı" olarak yola devam eder. 

Eddie Tanrı olmakla dibe vurmak arasında volta atarken film dahiliğin sanıldığı gibi mükemmel bir şey olmadığını hafif bir mizahla göz önüne serer. Bana göre filmin en ilginç sahnesi ise Eddie'nin hapları tükenip, son hapı alan adamın akan kanını içmesidir. Farklı bir sahne olmuş, Eddie'nin hapla elde ettiği dahiliğe ne kadar muhtaç olduğunu göstermiş ve Eddie'nin acınması gereken bir karakter olduğunu belirtmiştir...

IMDb Puanı: 7.3
Tür: Bilim-Kurgu, Gerilim, Gizem

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Oh Captain, My Captain!

Captain America: The First Avenger / İlk Yenilmez: Kaptan Amerika (2011)

Gönül isterdi ki süper kahraman film ve oyunlarını daha çok özenerek yapsınlar ama ele aldıkları süper kahramanlar ile bir bağları olmayınca bu mümkün olmuyor, tek düşünceleri "para, para, para!" Kaptan Amerika'da bu paragözlüğün eline düşmüş. Çok meşhur olmayıp yan karakter olunca daha çok para için kullanıyorlar, "nasılsa sevenleri vardır, en kötü elimizde nasılsa küçük çocuklar var. Yemeği ne kadar kötü sunsak da sevdikleri için yerler" düşüncesiyle süper kahramanlar iyice hafife alınır oldu... Tanrı, Sherlock Holmes ve Batman'i korusun diyerek filmin konusuna geçiyorum.

Orduya katılmak isteyen Steve Rogers, sağlık sorunları nedeniyle askere kabul edilmez. Bunu kabul etmeyen Steve, bulduğu her fırsatta sahte kimliklerle asker muayenesine girer. Bu sıra da sokak aralarında da dayak yediği çok olur. Sıskalığına rağmen kavgadan kaçmadan dayak yemeye devam eder. Günlerden bir gün girdiği asker muayenesinde bir adam, Steve'e güçlü bir asker yaratılmasını hedefleyen gizli bir deneye katılmasını teklif eder. Sıska Steve bu teklifi kaçırmaz tabi. Deneyin gerçekleşeceği güne kadar askeri eğitim gören Steve, alay konusu olur. Deney gerçekleştiğindeyse başarılı geçmesine rağmen, ona "Kaptan Amerika" ismiyle şov kahramanı olma şansı tanınır ve daha çok alay konusu olur. Asker olma hayalini yine gerçekleştiremeyen Steve, kendini aşağılanmış hisseder. Savaş alanında olmak yerine, sahnede komik kıyafetler içinde "yaşasın Amerika" demek onu hiç memnun etmemiştir. Bir gün gizlice savaşa gider ve başarır. O zamandan itibaren küçük çocukların kahramanı olmaktan çıkıp gerçek bir asker olur. Amerika için, Amerika'nın en büyük gücü ve ilk yenilmez kahramanı artık Kaptan Amerika'dır...

IMDb puanı: 6.8


18 Mayıs 2012 Cuma

Take Shelter/ Sığınak (2011)


Curtis, geceleri uyuduğunda korkunç bir fırtınayla ilgili kabuslar görür. Paranoyaklığını saymazsak, ilk başta pek aldırış etmez fakat kabuslardan kurtulamayınca bahçedeki sığınağı geliştirmeye başlar ama aynı zamanda delirmeye başladığından şüphe eder. Annesinin şizofreni olması, Curtis'e kendisinin de olabileceğini düşündürür. Film boyunca Curtis'in ikilemini görürüz. Ya kendisi haklıysa ve bir fırtına olacaksa? Ya da çevresinde insanlar haklıysa, gerçekten delirmişse?

Korku, Gerilim olarak geçse de Dram ağırlıklı olan bir felaket filmidir. Alışık olduğumuz "dünyanın sonu" filmlerinden farklı olsa da benim pek ilgimi çekmedi. Bu tür filmleri sevenler için izlenmeli diye düşünüyorum. Film, bir vakit kaybı değil fakat çok büyük beklentilerle izlememek gerek. Kendi halinde güzel bir film, izlenmeli.

IMDb puanı: 7.6